AMACIMIZ
müşterilerimizin kurumsal ve kişisel varlıklarını
güvence altına alacak sigorta hizmetlerini sunarak
mal varlığının,sağlığının ve gelecek beklentisinin
en uygun koşullarla korunmasını sağlamaktır..
HEDEFİMİZ
bireysel ve kurumsal risklerin ihtiyaçlarını
belirleyip, en uygun poliçe şartlarını, limitlerini
ve fiyatlarını oluşturarak sigorta aracılık
hizmetini beklenenin üzerinde sunmaktır.
Deneyimli ekibimizle, satış öncesi ve satış
sonrası hizmetleri, müşterilerimize kusursuz
bir biçimde aktarıp yaşamlarına değer katmak
istiyoruz. Hizmet ve ürün kalitemizdeki süreklilikle,
riskinizi asgariye indirecek önlemleri öneriyor,
ulaşılabilirlik özelliğimizle kaza, yangın hastalık
gibi en zor anlarınızda yanınızda yer alıyor,
yetkinliğimizle hasarınızın derhal ödenmesini
sağlıyoruz. |
|
|
|
| Gelin Söze Başlamadan Önce
Tarihin Yapraklarını Bir Karıştıralım...
Osmanlı döneminde imparatorluk
tahtında Padişah Abdülaziz bulunmakta. Bugünün Beyoğlu'su,
o tarihlerde "Pera" ve "Cadde-i Kebir" Olarak biliniyor.
Cadde-i Kebir gayrımüslimlerin rağbet ettiği bir bölge.
"Şark Tiyatrosu" 1861 yılında burada perdelerini açmış,
Eylül 1868 tarihinde de "Galata Sarayı Mekteb-i Sultanisi"nde
eğitim başlamıştı. Bugün Istiklal Caddesi olarak bildiğimiz
geniş yol, İstanbul'un geceleri aydınlatılan ilk caddesi
olmuştu. Eğlence ve şıklık artık Pera'nın hayatına girmiş,
bugünün Beyoğlu'su hızla canlılık kazanmaktaydı.
Derken 5 Haziran 1870 geldi!... 5 Haziran tarihi, İstanbul'un
ve İstanbul’luların hayatına alevler içinde yaşanan hüzün
dolu bir gece olarak geçecekti. Valideçeşme'de başlayan
yangın Tarlabaşı'nı, Cadde-i Kebir'i, Taksim'i bir gece
içinde tam anlamıyla yerle yeksan etti, Pera'daki yabancılara
ait konakların çoğu kor yığınına dönüştü, iş ve eğlence
yerleri kül oldu. Geniş bir bölgeyi saran yangınları söndürmek
için şehrin en uzak mahallelerinden yetişen tulumbacılar
sabaha kadar bir çeşmeden öbürüne koşuştular; tulumbacı
reislerinin "Heeyt! Karada aslan, denizde kaplan, var mı
bize yan bakan!" naraları Taksim'i, Tarlabaşı'nı ve Cadde-i
Kebir'i inletti.
Ama bütün bu çabalar yuvaların, işyerlerinin yanıp kül olmasını
önleyemedi. Ve bu yangın felaketi, 1865 yılında İstanbul'un
bu bölgesinde yaşanan veba salgınından daha büyük bir korku
ve dehşet yaratarak şehrin hafızasına kazındı. Ne ilginçtir
ki, Istanbul'un kaderinden alevli bir leke gibi geçen bu
büyük felaket, bu defa ülkemizde sigortacılığın benimsenmesinde
öncülük yapacaktı.
İslam dininin faizi yasaklaması ve halkın tevekkül duygusu,
Osmanlı döneminde müslümanların sigorta güvencesine uzak
durmasına neden olmaktaydı. 1870 yangını yaşandıktan sonra,
konakları ve işyerleri harap olan gayrımüslimlerin mallarını
önceden yurtdışında sigorta ettirmiş olmaları ve zararlarının
sigorta şirketlerince karşılanması müslüman ailelerin gözlerini
açtı, bu yeni fikre can-ı gönülden bağlanmalarını sağladı.
Beyoğlu yangınından hemen sonra, Türkiye'de ilk kez The
Sun, The Northerne ve The North isimli İngiliz sigorta şirketleri
faaliyete geçtiler. Kısa sürede bunlara Avrupa'nın önde
gelen diğer sigorta şirketleri katıldı ve Osmanlı döneminin
son yıllarında sigorta ve sigortacılık kavramı Anadolu'ya
kadar yayıldı.
Dahası, Union sigorta şirketinin başvurusu üzerine Şeyhülislam'dan
yabancı sigorta şirketlerinin faiz almalarında herhangi
bir sakınca olmadığı yolunda bir fetva çıktı. Bu icazet
de çok sayıda sigorta acentesi açılmasına ve geniş bir rekabet
ortamı doğmasına yardımcı oldu. Nihayet, Cumhuriyet'ten
hemen sonra, 1924 yılında çıkarılan bir yasa ile sigorta
işlemlerinin Türkçe yapılmaya başlanması Türk sigortacılığının
milli bir yapıya kavuşmasında ilk adım oldu.
|